Kadim Şehir Kudüs

 

Kudüs: Tarihin Kalbi ve Ümmetin Emaneti

Kudüs, Filistin’in tam ortasında yer alan, tarih boyunca nice medeniyetin göz diktiği, nice peygamberin ayak bastığı mübarek bir şehir… Kur’an-ı Kerim’de “çevresini mübarek kıldığımız” (İsra 1) diye tarif edilen bu şehir hem İslam hem de insanlık tarihi açısından özel bir yere sahiptir.

Coğrafi Konumu

Kudüs, 31° kuzey enlemi ve 35° doğu boylamı üzerinde, Akdeniz’e 35 kilometre, Ölü Deniz’e ise kuş uçuşu 25 kilometre mesafededir. Deniz seviyesinden 820 metre yükseklikte, Filistin’in dağlık yaylaları üzerinde kurulmuştur. Kuzeyinde Nablus Dağları, güneyinde El-Halil Dağları, merkezinde ise Kudüs Dağları yer alır. Batısında verimli kıyı ovaları, doğusunda Ürdün Vadisi uzanır. Bu konumuyla Kudüs, tarih boyunca hem ticaret hem de stratejik geçiş noktası olarak önem kazanmıştır.

Doğal kaynaklar bakımından zengin olmamasına rağmen Kudüs, dini ve manevi cazibesi sebebiyle yüzyıllar boyunca yoğun bir nüfusun yaşadığı bir merkez olmuştur. Şehrin bereketi, toprağından değil; Allah Teâlâ’nın ona verdiği kutsiyet ve tarihî misyonundan gelmektedir.

Tarih Boyunca Kudüs

İslami kaynaklarda Kudüs’ün geçmişi, insanlık tarihi kadar eskiye dayanır. Hz. Âdem (a.s) yeryüzüne indirildikten sonra Kâbe’nin ardından inşa edilen ikinci mescidin Mescid-i Aksa olduğu, sahih hadislerde (Buhârî, Enbiyâ, 40) bildirilir.

Kur’an’da adı geçen birçok peygamber, bu şehirde yaşamış veya buraya uğramıştır. Hz. İbrahim a.s burada bu topraklarda yaşamış, Hz. Davud a.s bu burada hüküm sürmüş, Hz. Süleyman a.s Beytülmakdis’i mamur etmiştir. Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya, Hz. İsa a.s ve anneleri Meryem validemiz de Kudüs’te yaşamış, burada tebliğ görevlerini yerine getirmişlerdir.

Tarih boyunca Kudüs, Firavunlar, Asurlular, Babilliler, Persler, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Haçlılar, Memlükler, Osmanlılar ve son olarak İngilizler ile işgalci İsrail’in kontrolüne girmiştir. Ancak hangi güç gelirse gelsin, Kudüs’ün asli kimliği, onu sahiplenen Müslüman halkın ve ümmetin imanıyla korunmuştur.

İslam’da Kudüs’ün Kutsiyeti

Kudüs, İslam’da üç büyük mescidin üçüncüsüdür. Resûlullah s.a.v şöyle buyurmuştur:
“Yalnız şu üç mescid için yolculuğa çıkılır: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa.” (Buhârî, Müslim)

Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesidir. Hz. Peygamber s.a.v. ve sahabeler, hicretten önce 16-17 ay boyunca namazlarını Aksa’ya yönelerek kılmışlardır. Ayrıca İsra ve Miraç mucizesinde, Peygamberimiz s.a.v. Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya gece yolculuğu yapmış, burada peygamberlere imam olmuş ve oradan semaya yükselmiştir

Kudüs ve İşgal Gerçeği

İslam tarihi boyunca Kudüs, Müslümanların idaresinde iken huzur, adalet ve din özgürlüğü şehri olmuştur. Hz. Ömer r.a Hicri 15 yılında Kudüs’ü fethettiğinde, şehre zarar verilmemiş, halkın ibadethanelerine dokunulmamış ve herkesin inancı güvence altına alınmıştır. Selahaddin Eyyubi’nin 1187’de Haçlı işgalinden kurtardığı Kudüs, asırlarca İslam medeniyetinin en önemli merkezlerinden biri olmuştur.

Ne var ki 20. yüzyılda Osmanlı’nın çekilmesi ve İngiliz mandasıyla başlayan işgal, 1948’de İsrail’in kurulmasıyla yeni bir işgal dönemine girmiştir. 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan sonra Kudüs’ün tamamı İsrail işgaliyle ele geçmiş, Mescid-i Aksa sistematik bir şekilde baskı, kısıtlama ve Yahudileştirme projelerine maruz kalmıştır.

Günümüzde işgalci İsrail, Kudüs’ün demografisini değiştirmek, Müslüman nüfusu azaltmak ve Mescid-i Aksa’yı tamamen kontrol altına almak için adım adım ilerleyen bir plan uygulamaktadır. İslami Vakıfların uyardığı bu plan, yalnızca bir toprak meselesi değil; inanç, kimlik ve ümmet meselesidir.

Bu sebeple Kudüs, sadece Filistinlilerin değil, tüm Müslümanların ortak davasıdır. Kur’an’ın ifadesiyle, çevresi mübarek kılınan bu beldeyi korumak, imanımızın ve ümmet bilincimizin bir gereğidir.

 

Minia Mescid-i Aksa Müzesi