İşgalci İsrail ve Mescid-i Aksa
Aksa Tehlikede Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya Yönelik İşgal Gerçeği
Mescid-i Aksa bugün işgal altındadır ve bu sebeple ciddi bir tehlike içindedir. Bu tehlike, işgal sona ermediği sürece devam edecek; ancak İsrail’in işgalinin tamamen ortadan kalkmasıyla son bulacaktır.
Kudüs, Mescid-i Aksa’nın bağrında bulunduğu kadim şehir, yine aynı işgalin pençesindedir. Dolayısıyla Kudüs’e yönelen tehdit ile Aksa’ya yönelen tehdit birbirinden ayrı değildir. Kaynağı tek olan bu tehlike, İsrail işgalidir. Siyonist projenin nihai hedefi, Kudüs’ü tamamen Yahudileştirmek ve Mescid-i Aksa’nın yerine “Süleyman Tapınağını” inşa etmektir. Nitekim bu gerçeği, Siyonist liderlerden David Ben Gurion şu sözleriyle açıkça ifade etmiştir:
“Kudüs’süz İsrail’in bir değeri yoktur; mabedsiz Kudüs’ün de hiçbir değeri olamaz.”
Yahudileştirme ve Aksa’yı Yalnızlaştırma Planı
İşgalci İsrail’in Kudüs planı, Mescid-i Aksa’yı yalnızlaştırarak üzerindeki tam egemenliği sağlamaktır. Böylece herhangi bir İslami otorite devre dışı bırakılacak, ardından Aksa’nın yerine “mabet” inşası için zemin hazırlanacaktır. Bu proje, yalnızca Siyonistler tarafından değil, aynı zamanda ABD’deki “Siyonist Protestanlar” olarak bilinen Evanjelistler tarafından da desteklenmektedir. Onlara göre Aksa’nın yıkılması ve yerine mabedin yapılması, sözde “Armagedon Savaşı”nı hızlandıracaktır.
Bu sebeple Mescid-i Aksa hem Siyonistlerin hem de yeni muhafazakâr Evanjelistlerin hedefindedir. Dahası, Aksa’ya yönelik saldırılar yalnızca aşırı Yahudilerin işi değildir; bizzat İsrail’in resmî kurumları tarafından yürütülmektedir.
Kudüs’te Yeni Tehlike: Kalıcı Yahudileştirme Girişimi
Son günlerde yaşanan gelişmeler, Aksa üzerindeki planların yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Siyonist rejim, İran’a yönelik saldırısını bahane ederek Mescid-i Aksa’yı ve Kıyamet Kilisesi’ni beş gün boyunca tamamen ibadete kapattı. Kadim Şehir’e yalnızca bölge sakinlerinin girmesine izin verilirken, Aksa’nın bütün kapıları kilitlendi. Bu durum, uzmanlara göre sadece “olağanüstü hâl” bahanesi değil; Mescid-i Aksa’nın kalıcı olarak Yahudileştirilmesi ve mutlak İsrail kontrolüne alınması stratejisinin bir parçası.
Kudüs uzmanı Ziyad İbhiṣ, bu uygulamanın güvenlik gerekçeleriyle açıklanamayacağını, asıl amacın Aksa’nın açılıp kapanma yetkisini tamamen işgal yönetiminin elinde tutarak burayı kendi egemenlik alanı ilan etmek olduğunu söylüyor. Ona göre bu, geçmişte hiçbir savaşta ya da intifadada görülmemiş bir aşamadır. Şu anda sadece görevli personelin sınırlı şekilde girmesine izin verilmekte, camide aynı anda 60 kişiden fazla bulunmasına müsaade edilmemektedir.
İbhiṣ, “önleme ve tecrit” sürecinin tamamlandığını, artık “kalıcı Yahudi varlığı” planının hayata geçirilebileceğini ifade ediyor. Geçmişte doğu avluda sinagog inşası gibi teklifler gündeme gelmişti. Şimdi ise sessizlik devam ederse bu projelerin uygulanma riski artıyor.
Mescid-i Aksa Hatibi ve Yüksek İslami Heyet Başkanı Şeyh İkrime Sabri ise bu adımı “Müslümanların ibadet hakkına yönelik açık saldırı” olarak nitelendiriyor. Gazze’ye saldırılarla eş zamanlı gelen bu uygulamanın, Kudüs ve Aksa üzerinde mutlak İsrail egemenliği hedefinin açık göstergesi olduğunu söylüyor. Özellikle gençlerin ve Aksa’ya bağlı Müslümanların sistematik biçimde uzaklaştırılması, bu politikanın en tehlikeli yönlerinden biri.
Sabri, bu sürecin 1967’den beri süregelen “mevcut statükoyu” bozma ve Kudüs’ü Yahudileştirmeyi kalıcı hâle getirme çabasının devamı olduğunu belirtiyor. Ona göre bu adım, “Bir milyarı aşkın Müslüman’ın kalbine saplanan bir hançer” ve “Filistin halkı için yeni bir nekbe”dir.
2002: Turistik ziyaretlerin işgal polisinin kontrolüne geçmesi
2008: Fanatik Yahudilerin belirli zamanlarda baskınlarına izin verilmesi
2015: Yahudi yılbaşında Müslümanların Aksa’dan tamamen uzaklaştırılması
2017: Üç genç şehidin ardından Aksa’nın kapatılması
2020: COVID bahanesiyle ibadetin durdurulması
2023: Gençler ve kadınların Aksa’da kalıcı ibadetinin engellenmesi
2025 Haziran: İran saldırısıyla eş zamanlı olarak Aksa’nın tamamen kapatılması
Bütün bu gelişmeler, Aksa’nın kimliğini ve geleceğini hedef alan kapsamlı bir planın parçalarıdır. Uzmanlar, bu sürecin sessizlikle karşılanmasının Kudüs’te geri dönüşü olmayan adımların atılmasına yol açabileceğini vurguluyor.
1967’den Günümüze Saldırılar ve İhlaller
1967 işgalinden bu yana İsrail, Mescid-i Aksa’ya karşı sistematik bir saldırı politikası yürütmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır:
Tüneller ve Yer Altı Çalışmaları: Mescid-i Aksa’nın altına tüneller kazılmış, bazı bölümlerine Yahudi havraları ve müzeler inşa edilmiştir.
El-Meğaribe Mahallesi ve Kapısı: 11 Haziran 1967’de el-Meğaribe Mahallesi yıkılmış, kapının anahtarlarına el konulmuş ve Aksa’ya giriş tamamen İsrail kontrolüne geçmiştir.
Kapıların Ele Geçirilmesi: Zamanla tüm kapılar İsrail’in kontrolüne geçmiş, isteyenin girmesine izin verilip istenmeyen Müslümanların girişi engellenmiştir.
Restorasyon ve İbadet Kısıtlamaları: Aksa’ya gerekli malzemelerin girişi engellenmiş, Ramazan’da iftarlara ve vaazlara kısıtlamalar getirilmiş, bazı Müslümanlar namaz kıldıkları gerekçesiyle tutuklanmıştır.
Tenkiziye Medresesi: Mescid-i Aksa’ya ait bu medreseye el konularak bir Yahudi havrasına dönüştürülmüştür.
Sürekli Baskınlar: Her gün istihbaratçılar, askerler ve özel birlikler Aksa’ya baskın düzenlemekte; namaz kılan Müslümanlar taciz edilmekte veya tutuklanmaktadır.
Turistik İhlaller: Binlerce uygunsuz giyimli turist Mescid-i Aksa’ya sokularak mekânın kutsiyeti çiğnenmektedir.
Yahudi Havraları Projesi: Aksa’nın çevresine ve bazı müştemilatlarına Yahudi ibadethaneleri inşa edilmekte, böylece alanın dini kimliği değiştirilmek istenmektedir.
Tüm bu gerçekler, Mescid-i Aksa’nın her geçen gün daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Kudüs ve Aksa’ya sahip çıkmak, her Müslüman için acil ve ertelenemez bir sorumluluktur. Bu görevden kaçmak için hiçbir mazeret olamaz. En zayıf imanın gereği, işgal altındaki Kudüs ve Aksa için kalben ve fiilen destek vermektir. Bu dava, İsrail işgali sona erinceye kadar sürecek bir emanettir.